Kendini Kaybetmek

Güncelleme tarihi: 31 May




Kendini kaybetmek, yıldızların ışığının altında nereye gittiğini bilmeden sanki sonunu bilmediğimiz yabancı bir şehrin ıssız sokaklarında yürür gibi ve kendini kaybetmek avazımız çıkana kadar bağırıp söylediğimiz, defalarca tekrarladığımız ancak tekrar çalana kadar sözlerini hatırlamayı dahi beceremediğimiz o şarkı sözleri gibi.


Baharın başlangıcı kuşların cıvıltısını canlandırırken, bitişi ise kendini güneşe bırakıyor hepimizin bildiği gibi. Aslında çok uzun yıllardır gerçekleşen bu olguya farklı bir gözle bakmayı hiç düşünüyor muyuz? Her sonun bir başlangıcı vardır, kapanan her kapının ardında size açılmayı bekleyen kapı mutlaka duruyordur klişelerini bir kenara bırakıyoruz. Önemli olan klişelerin de ötesinde kendi hissettiklerimizi görmek, duymak farkına varmak ve dışa vurmak.


Benim için baharın bitişi ve yazın gelişiyle ilgili tasvirim ne yazık ki yaş haneme +1 yazılması olarak son buluyor. Her bahar mevsiminin sonu bana yılların geçtiği gerçeğini acımasızca hatırlatmaktan net bir tavırla vazgeçmiyor. Ki buna hiçbir lafım yok, baharın benimle bir derdi olmasa gerek. O sadece kendi etrafındakilerin neler hissettiği ile ilgilenmeyen ve buna gerek duymadan varolmayı sürdüren soyut bir olgu. Ya da somut, yaprakların çiçek açtığını görmek buna yeterli midir, tartışılır ama meselemiz bu değil.


Bazen bir şeyler yazmak için insanların yaşanmışlıklarla dolu olup taşması gerektiği ve bunu kalem ile kağıda aktarılması fikrinin zihnimizi rahatlacağı düşüncesinin her yerde dolaştığı görülmüştür, görmedim diyen yalan söylüyordur inanmayınız. Ancak her ne kadar bir metnin yaşanmışlık ve görüneni aktarmaya meyilli olduğunu varsaysak da bazen söylemek istemediklerini, hiçbir zaman dilinden dökülmeyecek sözleri ve aslında hayatıyla hiçbir ilgisi olmayan ögeleri de barındırdığını görebiliriz. Peki bunlar yalan mıdır? Olabilir. Yaşanmışlıklarımızı aktarmanın bizim zihnimizi ferahlatacağı söylense de dışa vurmayı reddettiğimiz yalanlar da aynı olguları ortaya çıkaracaktır bence. Aksi halde zaten neden yalan söylemek isteği duyalım ki? Doğrular bizi zaten mutlu edecek olsa her sabah ayna karşısında kendi egolarımızı okşayacak sözler söylemekten, kendimizi motive edecek yazılar okumaktan ve insanlardan gelecek olan iltifatları duymaktan kaçınmaz mıyız?


Yalanlar içinde kendimizi kaybetmemiz bize ne bir şey kazandırıyor ne de kaybettiriyor. Yalanlarla bezenmiş hayatımızda doğruların ve yanlışların ne olduğunu ayırt edemeyecek halde olmamıza rağmen bunu kabul edemiyoruz. Etsek de neyin değişeceği zaten meçhul.


Hoşça kalın :)

39 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Berceste

Perestiş

Sermesti